BERLİN GEZİSİ

GGK ailesi olarak İstanbul’daki start-uplari tanıma fırsatını yakalamıştık yıl boyunca. Bu nedenle ufkumuzu da genişletmek adına start-uplari ile meşhur olan Berlin’i gezip görmek, ekosistemi solumak adına yola çıktık…

4 Nisan sabah uçuşu ile geçtiğimiz Berlin’de eşyalarımızı hostelimize bıraktıktan sonra ilk durağımız biraz gezmek amacı ile AlexanderPlatz oldu. Yemek yiyip etrafı keşfettikten sonra Microsoft Accelerator’a gittik. Bizimle ilgilenen Iskender Dirik, Microsoft Accelerator’ in Berlin’ deki start-uplar ile ilgilenen partneri. Öncelikle şirketi gezdik. Mükemmel bir manzarası olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Daha sonra bizlere gerek teknik bilgiler verdi gerek ise Berlin’deki sistemi anlattı. “Mutlaka bir şekilde buraya gelin, bir fikir atin ve büyüyün.” diyerek sonlandırdı konuşmasını. Daha sonra ise European School of Management and Technology (ESMT) okulu ile görüşmeye gittik. Kendi okullardan öğrenciler de bizlere katildi. Girişimcilik nedir, nasıl yapılır açıklamasını sunduktan sonra anında bir fikir üretmemizi, fikrimizi irdelememizi ve hayata geçirmek icin neler yapabileceğimizi, urunu nasıl sunabileceğimizi sordular. Gruplar halinde çalıştığımız bu görev beynimizi çalıştırmakla beraber kısa bir surede üretilmiş olsa bile fikrimizi pazara çıkarabilmemiz için neler yapabileceğimizi öğretti. “Bir fikriniz varsa hemen piyasaya atilin, ürününüzün mükemmel olmasi gerekmez. Zamanla ilerletilebilecek bir is olsun yeter. Zaman kaybetmeyin.” dedikten sonra hep birlikte aksam yemeği için yola ciktik. Yemek boyunca Berlin ekosistemini daha iyi anladik. Sorduğumuz her soruya, açtığımız her konuya inanılamayacak samimiyetleri ile cevap verdiler. Keyifli bir sohbetin ardından ilk günü bitirmek ve dinlenmek adına hostelimize doğru yola koyulduk.

 

Kinci gün enerjimizi toplayıp uğradığımız ilk durak Delivery Hero oldu. Bilindiği üzere Delivery Hero, Yemek sepetini satın alan global bir sirket. Elizabeth Hayes ( International communication and Culture manager) bizi son derece Güleryüzlü şekilde karşıladı. öncelikle şirketi gezdirdi. Uyuma odalarını gösterdiği anda taktir edersiniz ki saskinligimizi gizleyemedik. Fakat kendileri öğleden sonra dinlenilen 1 saatin çalışanların beyinlerini daha çok çalıştırdığını söylediler. Bizce sıkıntısı yok, sizce? Sakinliğimizi atlattıktan sonra sunum yapılacak odaya geri donduk ve bizlere şirketin işleyişini anlattılar. Her Pazartesi ve Çarşamba şirkettekilerin yaptığı futbol maçlarından, yılda iki kere verilen buyuk partilerden, pinpon turnuvalarından, sağlıklarını geliştirmek için yaptıkları koşu etkinliklerinden … bahsederken özenmemek elde değildi. Çalışanların motivasyonlarını yükseltmek için her şeyi yapan bu şirket sadece çalışanların kullanabildiği Facebook sayfası bile kurmuş. Bunların yanında global olarak delivery Hero ’ da Yemek sepetinde oldugu kadar kupon sistemi yaygın değilmiş. Buna rağmen nasıl bu kadar büyüdünüz diye sorduğumuzda ise “ İnsanların zamanları yok, güvenilir ve kolay şekilde onlara istedikleri yiyecekleri iletiyoruz. her yemeğin fotoğrafını görüyorlar ve domates mi yemek istemiyorlar? Sadece bir kaç tuşa bastıklarında işlemleri bitiyor. Telefonda konuşurken size yanlış anlayıp domates dolu bir sandviçte gönderebilirler.” yanıtını aldık. Sunu gördük ki her milletin pazarlaması farklı çalışıyor. Berlin’de iyi bir fikir olmasi, insanlra zaman kazandırması ve isteklerini vermesi yeterli oldugu halde biliyoruz ki Türkiye’de bu yeterli olmayacaktı. Liz Hayes sözlerini su şekilde noktaladı: “ Düşüncelerimi söyleyebildiğim için kısa surede yükseldim.” Belki de hepimizin biraz daha cesaretli olması gerekiyor, ne dersiniz? Günümüzü biraz daha Berlin etrafında gezerek gecirmek istedik ve Brandenburger Tor’u ziyaret ettik. Tam gün batımına denk geldiğimiz sırada manzaranın ne kadar güzel olduğunu yazıya dökemiyorum bile. Daha sonra ise Denkmal für die ermordeten Juden Europas (Soykirim Aniti)’ı görmeye gittik. Ne kadar üzücü olsa da anmadan geçemezdik… Günün sonunu HardRock Cafe’de gecirmek istedik. Söylediğimiz hamburgerlerin lezzeti ayağımıza dağılırken günün yorgunluğunu da unutmuştuk.

 

Üçüncü günde gözümüzü Impact Hub’da açtık desek yanılmış olmayız. Sophie Munzberg( Community and Events Lead) bizi karşıladığında enerjimizi doldurdu desek yalan söylemiş olmayız. Bizlere Impact Hub’i anlattıktan sonra sorularımızı yanıtladı. Sonrasında şirketi gezmemiz için bize zaman verdi. Böylelikle hem Berlin start-uplarini tanıyor hem de çalışma ortamlarını görüyorduk. Ülkemizden görmediğimiz şeylerle karşılaştık. öncelikle burada da uyku odası vardı. Bunun yanında çalışanların ve üyelerin fotoğrafları ve altlarında ne yaptıkları ile ilgili kâğıtların asili oldugu bir pano da bulunmaktaydı. İlgimizi çeken kısım panoda fotoğrafları olan insanların diger Üyeleri tanımak adına o yazıları okumaya gerçekten zaman ayırmasıydı. Sonrasında bizlere bir start-uplarini tanıttılar. 3D printer ile Hindistan’daki kadınlara takı tasarımı ve üretimi dersi veren bir şirketten bahsetti fikir sahibi. Durmadan yola devam ediyorduk… TechON festivale geçmeden önce Checkpoint Charlie’yi gördük. Currywurst Museum ve Spionage Museum’u da ziyaret ettikten sonra TechON icin hazırdık. Katilim çok fazla oldugu için bazı konuşmacılarda yer bulamasak da Froozeo kurucusunun yaptığı sunumun bana ilham verdiğini söylemeliyim. Bu markanın 3 tane felsefesi varmış:

https://ci6.googleusercontent.com/proxy/RnNZfQn2o2xpggJQqefCOervMbPIci5mujDPJnvl43kv6Rtxjyh5gHN_JKVzeU-aaGz3pePFgxfoAAtZJZNx8mveVTc-11j98EfuAJVcumUenA=s0-d-e1-ft#https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif

  1. İnsanların yemek alışkanlıklarını sonsuza kadar değiştirmek.
  2. Benzer müşteri kesimi fakat farklı noktalarına dokunmak. ( mesela meşgul insanlar fakat birisi anne, birisi yoğun çalışıyor vs)
  3. Ve tabii ki markayı büyütmek.

Böylelikle sahne Mali M. Baum’a bırakıldı. Kendisi W Lounge’un kurucusu olmakla beraber kadınların çalışma hayatındaki potansiyelini yükseltmeye yönelik çalışan bir kadın, bir anne. Gelen konuşmacıların “ Anne olmak, kadın olmak dezavantajını nasıl azaltabiliriz?” sorusuna “Anne olmak, kadın olmak ne zamandan beri dezavantaj? “ diye başlayarak konuşmasına devam etti. Kadınların is hayatında yüksek pozisyonlarda çalışmasının neden önemli olacağını anlattı. Bu konuyu geride bırakıp Berlin ekosistemini anlatmaya başladı. Her şeyin Berlin’de mümkün olduğunu, insanların bakış açılarının çok geniş olduğunu söyledi. Konuşmasını “ Start-uplar belli bir bölgeye ait değildir, globaldir.” diyerek noktaladı.

 

Dördüncü günümüzü de " Young Entrepreneurs Conference”da gecirdik. Gelen konuşmacılar bizlere start-uplarini anlattılar. Bunların yanında Nike gibi büyük markalar da katilim gösterdiler. Belki de en dikkat çekici girişimci henüz 19 yaşındaki Dominik Scherm oldu. Günü ve Berlin gezisini sonlandırmak için Burgermeister adındaki Berlin’in en unlu hamburgercilerinden birisine gittik. Hamburgerlerimizi alıp yerken Berlin gezisi ve etkinlikler hakkında birbirimize feedbackler verdik. Böylece güneş batarken, gezimiz hakkında konuşurken ve çimenlerde oturmuş hamburgerlerimizden ısırık alırken Berlin gezimizi de unutulmayacak anılarımız arasında bıraktık.